ATATÜRK’E HAKARET EDEN KÖYLÜ
-Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş.
ATATÜRK sordu: -Ben ne yapmışım ona?
Soruşturma evrakını inceleyenler açıkladılar: -Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan.
ATATÜRK’e bunu söyleyen bir bakandır.
ATA sormuş: -Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?
-Hayır...
-Ben Trablus’ta iken içmiştim. Pek berbat şey. Köylü bana az küfretmiş. Siz bunun için mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız.
Bu fıkrayı Şükrü Kaya’dan Hikmet Feridun Es nakletmiştir.
SORAMAZDIN
ATATÜRK ve Atatürkçü düşünce sistemine karşı olan bazı maksatlı çevreler, tarihsel gerçekleri çarpıtarak ATATÜRK’ü, kendi uluslarının ve insanlığın felâketini hazırlayan Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerle birlikte değerlendirmektedirler. Bu diktatörler, kendi ülkelerindeki demokrasilere son vererek baskı yönetimlerini kurmuşlardır. Oysa ATATÜRK, kişi egemenliğine dayalı saltanat yönetiminden Türk ulusunu kurtararak ulus egemenliğine dayalı bir yönetim getirmiştir. Birinciler insanlığı felâkete sürükleyip geçmişin karanlığına sığınmışlar, ikincisi ise aydınlığa kucak açıp ulusunu geleceğe taşımıştır. Arada benzerlik yok, karşıtlık var. Kafasıyla, ruhuyla ve benliğiyle Türk olan hiç kimse, ATATÜRK’ün Türk halkını kulluktan kurtararak hak ve özgürlüklerinin bilincine sahip yurttaş yapmak için hayatını adadığı gerçeğini göz ardı etmemelidir. Onu diktatörlükle suçlayanlar ya gaflet içerisinde olan kıymet bilmezlerdir ya da onun getirdiği çağdaş değerlerden rahatsızlık duyan geçmiş yönetimin kalıntıları olan tutucu ve yobazlardır. Bu tür düşünenlere, bir gençle ATATÜRK arasında geçen aşağıdaki diyalog bir yanıttır: Bir halk toplantısında, bir genç ona şu soruyu sordu:
-Paşam, size diktatör diyorlar, ne dersiniz?
-Ben, diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın?
BAYRAK ÇİĞNENMEZ
ATATÜRK İzmir’in kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında
kalacağı evin önüne gelip de kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu:
Bu, ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi. Üzerine basılarak geçilecek bir yol
halısı gibi serilmişti:
Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:-Buyurunuz, geçiniz. Bizim öcümüzü alınız! Yunan kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin. Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir.
ATATÜRK, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı. Çevresindekilere tatlılıkla baktı.
-O geçmişse hata etmiş. Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez. Ben onun yanlışını tekrar edemem.
Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi.
“İŞTE BENİM NESLİM BUNLAR”
-Senin ismini andıkça, senin resmine baktıkça, seni karşımda görünce damarlarımda bir şeylerin kaynadığını duyuyorum. Ah! Seni doya doya öpmek istiyorum, diye haykırdı.
O zaman o da kollarını açarak:
-Öyleyse gel öp! dedi.
Ali koştu, boynuna atıldı. Öteki çocuklar dururlar mı?
-Biz de, biz de!...diye bağrışarak koştular. Kucağına atıldılar. Öptüler, öptüler. Heyecandan, sevinçten ağlıyorduk. Yaverler, paşalar ve hatta kendisi bile... Evet, yaptığı harplerin heyecanı, kazandığı zaferlerin sevinci belki onu ağlatmamıştır. Fakat bu bir avuç Türk yavrusunun içten gelen coşkunluğu onu sarsmış, heyecandan gözlerini bulandırmıştı. Gözlerine dolan yaşları tutmak için dudaklarını ısırdı. Sonra heyecandan titreyen bir sesle yanındakilere hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi:
-İşte benim neslim bunlar!
ULU ÖNDERİMİZİ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ.
Yazılarınız çok güzel çok etkilendim teşekkürler 😀
YanıtlaSilFotoğraflar cok etkileyici ellerinize sağlık
YanıtlaSilÇok güzel olmuş teşekkürler :)
YanıtlaSilEmeğine sağlık. Çok faydalı olmuş.
YanıtlaSilYazılar gerçekten etkileyici ve güzel :) emeğinize sağlık :)
YanıtlaSilULU ÖNDERİMİZİ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ. çok haklısın
YanıtlaSil